|
| En Başa Git · Yeni Konu · Başlığa Git |
« Geri Git |
| Küçük insan şiddetle tutunuyor hayata |
Yazan Kişi: sexiperi Tarih: 01-13-05 23:04
Şiddeti doğayla, doğanın acımasızlığıyla açıklamaya çalışanlar doğru düşünmüyorlar. Bunun en saçma yanı insanı doğaya eklenmiş, sosyal boyutunu görmeyen, toplumsal ilişkilerin üretimlerine kör bir yaklaşım oluşudur. İnsan doğanın dolaysız ilişiği değil, onu diğerlerinden farklı yapan sosyal üretimidir. Toplumsal ilişkilerin düzeyi değiştikçe şiddetin düzeyi ve yapısı da değişiyor. Eskiden işlevli olan açık şiddet o dönemin toplumsal yapısı ve kültürel kodlarıyla iktidar sahiplerinin ihtiyaçlarına denk düşüyordu. Bugün gelinen noktada gündelik hayatın yapısı ve mantığı açık şiddeti anlamsız ve gereksiz yapmıştır.
Şiddet, insanı insanın uzağına itiyor. İnsan insanın düşmanına dönüşüyor. Şiddet hayatın bütün parçalarına yerleşiyor. İnsan insanı sevmezse, şiddet bizi kuşatan bir atmosfere dönüşüyor. "İnsan şiddete doğal olarak eğimlidir" diyorlar. Laf bunlar. Psikoanalitik söylemde edilmiş ama gerçeği atlayan bir laftan öte bir şey değil. Hemen arkasından söylenecek söz de bellidir: "Eşitlik ve dolayısıyla da barış insan doğasına aykırıdır". Antropoloji dönüp insanlık mazisine baktığında çok uzun zaman boyunca insanın insanla ilişkisinde şiddet yoktur. Ki bu geçmiş zaman insanın doğaya daha yakın ve bağımlı olduğu bir dönemdir. Eğer şiddeti doğadan, onu taklit ederek bugüne taşıdıysak; şiddetin en alasını o dönemlerde görmemiz gerekirdi. Bu nedenle de ben tam tersten doğadan uzaklaşma, kopma ve yabancılaşmayla şiddet ürettiğimizi düşünüyorum. Doğadaki bahsi geçen şiddet insanlarda söylenenin tam tersi dayanışmacı, bir kültür üretimine neden olmuştur. Doğanın o muazzam güçleri karşısında insan yardımlaşarak hayata tutunmuştur. Doğanın ve doğadaki diğer canlıların karşısında insanın tutunabileceği tek silahı, tek dayanağı; yani başındaki öteki insandır. Böyle bir ortamda topluluğun her bireyi önemli ve vazgeçilmezdir. Söylenenin tam tersi insan şiddeti uzağında tutmak istemiştir.
Şiddetin ortaya çıkması, meşru görülmeye başlaması, insanın insanı sömürmesiyle, insanın yarattığı değere bir başkasının temellük etmesi, varlığının sınırlandırılması ile aynı döneme ve duruma işaret eder. Bu el koyma, hayatı sınırlandırma durumunu kime kabul ettirebilirsiniz. O dönemde güçlü olan zayıf olanın elindekini almak için mızrağını, ya da her ne ise silahı, gırtlağına dayıyor. Aman dilemezse öldürüyor, dilerse zaten insan altı bir konuma düşerek, köle oluyor, nesneleşiyor. İlle de silahla, taşla-sopayla, fiziksel anlamda bir şey olmak zorunda değil; bugün zengin bir insan sokağa çıktığı vakit karşılaştığı yoksula o geçmişte mızrağı boğazına dayayıp elindekini aldığını ve karşılığında canını bağışladığını hatırlatıyor. Bugün zenginlik yoksula uygulanan en sakatlayıcı şiddettir. Dün kılıcın yarattığı efendi-köle ilişkisi bugün; piyasa ile, eğitimle, ahlakla, medyayla, v.b kurum ve kurallarla kendisini yenileyerek devam ettiriyor. Kılıcı yada baltayı hatırlatan ve onun işlevini üstlenen göstergeler bugün gündelik hayatın her anında ve alanında şiddeti üretiyor.
Ortada birey falan yok. Birey bir ütopyadır. Haklarını elde etmiş, özgün ve biricik, hakkına ve emeğine sahip, haysiyetli kişidir. Bu nedenle de tam olarak teşekkül etmiş değildir. Bu haliyle olan birey değil kişidir. Mevcut toplumsal yapının kültürü ile sosyalleşen kişi.
insanlık tarihine baktığımızda küçük insanın, küçük insana uyguladığı şiddeti görürüz. Şiddet sadece yukardan, otoritelerden aşağıdakine doğru bir seyir izlemez. Aşağıda küçük insan yukardakini taklit ederek şiddetle tutunuyor hayata
Neden birbirine benzer insanlar birbirini anlamak, empati kurmak ve şiddetin failine yönelmek yerine şiddeti seçiyor?
Çünkü küçük insan yukarısı diyebileceğimiz üst yapı kurum ve kuralların, toplumsal yapı piramidinin tepesinden gelen bir varoluş ve hayat tarzını kabul ediyor. Sömürülüyor, eziliyor, onurunu kaybediyor. Çalışırken eşitsizliği, işsizken anlamsızlığı yaşıyor. Bu kuşatılmışlık içinde gücünün yeteceği, ulaşılabilir, nesneleştirilebilir bir kendisi gibiyi husumet duyabileceği, karşıtı olarak seçiyor. Adeta vücudunda biriken ve her gün tekrar tazelenen şiddeti statta maç izlerken yanı başındakinin kanını akıtarak kendi varlığını hissediyor. Yada kendi durumundan ve yanındaki insandan kaçarak husumetinin kaynağı toplumsal yapının açık şiddet aygıtlarına yanaşıyor. Zabıta oluyor; işportacıyı dövüyor, polis oluyor mitinkte işçiyi, memuru, öğrenciyi, köylüyü dövüyor. Faşizmin gelmesine gerek yok zaten gündelik hayatın içinde her anında var. Yönetenler için ideal toplum kıpırtısı, hareketsiz, güdülebilecek olandır. Küçük insanların birbirine uyguladığı şiddet; o şiddet sayesinde ayakta durabilen sistemle örtüşüyor. Bu şiddet ortamı otoritenin uyguladığı şiddeti meşrulaştırıyor. Yargısız infaz diyoruz, ne yargısızı, adam yargılıyor ama kendi yasaları öldürmeye izin vermeyince başka birimlerle yapıyor
Medya şiddete nasıl yaklaşıyor?
Medya bir mülkiyet ilişkisidir. Bakmak lazım medya toplumsal yapı içerisinde hangi sınıfın kontrolünde. Toplumsal sistemin hakim yapısı içinde bu yapıdan yana olan sınıflar doğal olarak diğer her şeyde olduğu gibi şiddete de verili olanın devamı amacına hizmet edecek şekilde ele alınıyor. Mevcut yapının sorgulanması anlamına gelecek olan şiddetin toplumsal karakteri maskelenmeye çalışılıyor. Elbette meseleyi böyle ele almayan, olması gerektiği gibi yaklaşan medyada var ama onların da ne kadar etkili olduğu da ortada. Medyanın şiddeti bu biçimde ele alışı şiddete meşruiyet üretmekten başka amacı/sonucu yoktur. Bu da artık darbe yapmadan darbe koşullarını hayata geçiren, hayatın yapısına sızmış bir sistem olarak var olabilmekte. Medya bizi bize satıyor. Bizim yaşadığımız hayatı aynen veriyor. Sanki bizim seçtiğimiz bir hayat gibi sunuyor. Başka türlü bir hayatın imkanlarını yok sayıyor. Dizide, maçta, haberde, reklamda kendini görüyor, özdeşleşebiliyor, var oluşunu hissediyor. İnsanın başka türlü bir şey istemesi için önce tasavvur etmesi, düşünü kurması gerekiyor. Medya orada da kendini üretiyor. Oradan, soyut alandan gerçek hayata uzanıyor ve yanında toplumsal yapının kodlarını da taşıyor.
Toplumun şiddete onay ve rızası nasıl sağlanıyor? Tarihsel, kültürel kaynağı nedir?
Çok anlaşılır bir durum. Ertuğrul Gazi Irak tarafından Anadolu'ya giriyor. Bakıyor iki ordu savaşıyor, aziz ve necip Türk evlatları yenilenden yana savaşa katılıyor. 1000 yıl önce böyle düşünen ve davranan bizdik. Burada değişen ve etkili olan yaşam tarzıdır. Kabileler topluluğunda tahakküm daha azdır, dayanışma yaşamın gereğidir. O tehlike ortamında yaşama tutunmanın yolu asabiyet dediğimiz birliktelik duygusudur. Ortaklaşmacı ruh kalmadı. Modern toplumda insan insanın kurdu haline getirildi. Elit kendi içinde kavgalı iken büyük yoksul kitlenin karşısında domuz gibi birleşiyorlar. Sınıfsal bilinci çok yüksek. İtalya'da Ulusal Birlik kurulurken burjuvazi toprak sahiplerini iki seksen yere yatırıyor. Ardından fabrikalarda işçiler kıpırdamaya başlayınca aynı burjuvazi yere yatırdığı aristokrasinin elini tutup tekrar ayağa kaldırıyor. Çünkü gelenler(işçiler) allahın belası gibi burjuvazi için. Adorno ile bitirecek olursak, Adorno bu bağlamda diyor ki: "Baskı belli bir yoğunlukta, sürekli olursa mazlumun tek kurtuluşu zalime, cellada aşık olmak olur". Küçük insanın hali bu. Efendisi "gibi" yapan küçük insan kendisi gibi olana şiddet uyguluyor. |
| Bu Konuyu Cevapla |
| Re: Küçük insan şiddetle tutunuyor hayata |
Yazan Kişi: sexiperi Tarih: 01-13-05 23:05
Beykent Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Prof. Dr. Ünal Oskay la Birgün gazetesinin yaptığı
röportajdan alıntı |
| Bu Konuyu Cevapla |
| Re: Küçük insan şiddetle tutunuyor hayata |
Yazan Kişi: kabak Tarih: 01-13-05 23:14
sanayi devleti teorik olarak ömrünü bitirmis. terörist cete haline gelmisdir.
sorun bu yikintilari onarabicecek gücte yeni bir yolun bulunmasidir. |
| Bu Konuyu Cevapla |
| Re: Küçük insan şiddetle tutunuyor hayata |
Yazan Kişi: sexiperi Tarih: 01-14-05 17:19
yıkıntı onarılmaz.molozlar kaldırılır yerine yenisi inşa edilir. |
| Bu Konuyu Cevapla |
| Re: Küçük insan şiddetle tutunuyor hayata |
Yazan Kişi: kabak Tarih: 01-14-05 17:35
Sanayiyi bütün tarihlerin en yüce kurtaricisi sanmis olan; bilim, felsefe, ideoloji, ütopya gibi
hertürden bakis acisi senin dedigin o molozlar sinifinda yerini almis cuvallamisdir. Bunlarin icine
kapitalistsiz sanayi utopyasi kuran komünistlerde dahildir.
Ama sanayi öylesine büyük bir kara delik haline gelmisdir ki gelisebilecek ne varsa yutmus ve
yutmaya devam etmekdedir.
Insani bu yikintilarin arasindan cekip cikaracak, gercek bir isik bulunana kadar, bu cikmaz sokak
cigliklardan gecilmez artik. |
| Bu Konuyu Cevapla |
| Re: Küçük insan şiddetle tutunuyor hayata |
Yazan Kişi: lider1 Tarih: 01-14-05 20:03
Hayaller olmadan ne bilim ne de ekonomi iyileşir, gelişir. |
| Bu Konuyu Cevapla |
| Re: Küçük insan şiddetle tutunuyor hayata |
Yazan Kişi: MuRaTx35 Tarih: 01-15-05 19:13
kesin bu yazi da alintidir |
| Bu Konuyu Cevapla |
| Re: Küçük insan şiddetle tutunuyor hayata |
Yazan Kişi: saldimcayira Tarih: 01-15-05 19:15
sen alinti oldugundan emin olmasan kesin demezdin gibime geldi
yani öyle kesin bi kesin demissinki |
| Bu Konuyu Cevapla |
| Re: Küçük insan şiddetle tutunuyor hayata |
Yazan Kişi: lider1 Tarih: 01-15-05 21:23
Millet iyice kuşkucu olmuş. |
| Bu Konuyu Cevapla |
| Re: Küçük insan şiddetle tutunuyor hayata |
Yazan Kişi: CEMxxx Tarih: 01-15-05 23:21
sexiperi,
eline emegine saglik. cok güzel bi yazi. ben de arsivimde buldugum bu konuya benzer bir yaziyi
paylasmak istedim. aslin da cok daha uzun, ama yorucu olmasin diye bu kadarini aktariyorum.
SIDDET ve SEVGI
Yalnizligin hapishanesinden cikip baska birisiyle kaynasmak icin duyulan temel gereksinme ´insanin
ne oldugunu´ ögrenmek istegiyle cok yakindan ilgilidir. Biyolojik yönleriyle yasam bir mucize, bir
giz olmaya devam ederken, insan da onun insan yapan yönleriyle – kendisi ve öbür insanlar icin –
büyük bir giz olarak kalir. Kendimizi taniriz; ama bütün cabalarimiza karsin gene de tanimiyoruzdur.
Öbür insanlari taniriz, ama tanimayizda onlari, cünkü nesne degilizdir, karsimizdakiler de birer
nesne degildir. Varligimizin yada baska bir varligin ne denli derinine inersek, bilgi´nin son amaci
bizden o denli uzaklasir. Gene de insan ruhunun gizine inmeyi, „ o“ dedigimiz en ic öze varmayi
istemekten kendimizi alamayiz.
Bu gize ermenin bir tek yolu, umutsuz bir yolu vardir, bu baska birisi üzerinde egemenlik kurmak,
onun üzerinde, ona bizim istedigimizi yaptiracak, duyuracak, düsündürecek bir güc kazanmaktir; bu da
onu bir nesne, bizim nesnemiz durumuna sokar. Bu cabanin son kerteye varmis bicimi sadistligin asiri
ellerinde ortaya cikar; o kisinin aci cekmesi istenir, o kisi tartaklanir, karsimizdakinin ve
kendimizin gizini cözme yolundaki bu güclü istekse, yok etme duygusu ve kati yüreklilik bütün
derinligi ve gücüyle ortaya cikar.
Isaac Babel bu fikri cok kisa ve özlü olarak anlatmistir: „ Vurarak öldürürsen-söyle
diyeyim-kursuna dizersen, o adami öldürmüs olursun yalnizca. Vurursan, o adamin ruhunun neresinde
oldugunu, kendisini nasil belli ettigini hicbir zaman ögrenemezsin. Düsmani cok kez bir saatten
fazla tekmelemekten kendimi alamamisimdir. Anliyorsun degil mi? yasamin gercekten ne oldugunu, nasil
bir sey oldugunu bilmek istiyordum.“
Bu yolla bilgi edinmeyi cocuklarda sIk sIk görürüz; cocuk bir seyi alir; acar, iyice tanimak icin
kirar onu; ya da bir hayvani öldürür; tanimak gizini zorla cözmek icin kelebegin kanatlarini
acimadan koparir. Bu kati yürekliligin altinda, daha derinlerden gelen bir sey, nesnelerin ve
yasamin gizini cözme istegi yatar.
Bu „gizi“ ögrenmenin öbür yolu da sevgidir. Sevgi, etkin olarak baska bir insanin icine girmektir;
böylece bilme istegimiz birlesmeyle doyurulmus olur. Bir olma eylemide ben seni tanirim, kendimi
tanirim, herkesi tanirim-ve hic bir seyi gercekten „tanimam“. Insanlar icin canlilari taniyabilmenin
tek yolu olan yolla-bir olma yoluyla-bilebilirim, düsüncü yoluyla kazanilan herhangi bir bilgiyle
degil. Sadistlik, gizi ögrenme isteginden dogar, ama sonunda bir sey ögrenmis olmam, eskisi gibi
kalirim; karsimdaki varligi parca parca ederim, oysa yaptigim onu zedelemek, yok etmektir. Tek bilme
yolu sevgidir; sevgide, kendimi verme ve karsimdakini icten tanima eyleminde, kendimi bulur, kendimi
ve dolayisiyla, ikimizi de kesfeder, insani cözerim.
„Kendini tani! Özünü tani!" Bu söz tüm ruh biliminin kaynagidir.
dostlukla |
| Bu Konuyu Cevapla |
| Re: Küçük insan şiddetle tutunuyor hayata |
Yazan Kişi: sexiperi Tarih: 01-16-05 00:09
alıntı olduğu yazıyor zaten okuma özürümü var insanlarda? |
| Bu Konuyu Cevapla |
| Re: Küçük insan şiddetle tutunuyor hayata |
Yazan Kişi: CEMxxx Tarih: 01-16-05 01:23
okuma özürlüsü mü?
okumamislar ki görsünler... |
| Bu Konuyu Cevapla |
| Re: Küçük insan şiddetle tutunuyor hayata |
Yazan Kişi: MuRaTx35 Tarih: 01-16-05 01:54
okumadiklarini da özellikle senin biliyo olman lazim zaten |
| Bu Konuyu Cevapla |
|
| En Başa Git · Yeni Konu · Başlığa Git |
« Geri Git |
|
Community içinde bu bölümü kullanabilmek için üye olmanız gerekiyor. » Üye ol
Üye girişi
|
|
Üye ol ve tüm hizmetlerden yararlan
Chat, Arkadaşlık hattı, Oyunlar, Forum, Pano, Ziyaretçi defteri, Seri ilanlar, E-Kart,
Etkinlikler, SMS-Sözleri ve dahası...
Üye ol
|
|